Hoşgeldiniz|Pazar, Ekim 22, 2017
Buradasınız: Home » Dr. Ünal İlhan » SOLAN GÜL: AİLE HEKİMLİĞİ

SOLAN GÜL: AİLE HEKİMLİĞİ 

Aile hekimliği disiplininin ülkemizde uygulanabilir olması ilk başlarda heyecan yapmıştı camiamızda. Özellikle pratisyen hekim olarak görev yapan bizler için çok önemliydi bu. Artık joker veya dolgu maddesi olarak görevlendirilmeyecektik. Kendi işimizi yapacaktık. Yerimiz ve safımız belli olacaktı.

Günlük pratiklere baktığımızda hekimlik; ilk çağlarda otacılık yani ot kaynatarak şifanın dağıtılığı, daha sonralarda ilaçların ve aşıların bulunması ile koruma ve tedavi etme sürecinin olduğu en son olarakta ileri teknolojinin yaygınlık kazanması ile organların değiştirildiği veya yeni organların yapıldığı, tarihsel seyrini izleyen bir bilim olmuştur. Hastanın sağaltımı insanlık tarihi kadar eskidir desek yerinde olur. Tarihi seyrinde ki özellikle son 100 yılda gerçekleştirilen baş döndürücü hız, tıp bilimini artık insanı bir bütün olarak görmekten çok  onu parçalayıp organ olarak görmeyi istediğini göstermektedir. Aslında bu noktada tıbbı bilimleri ikiye ayırarak incelemek daha doğru olacaktır. Birinci basamak hekimlikte bütüncül yaklaşım hala devam ederken ikinci basamak hekimlikte parçalı beden yaklaşımı geçerlidir. Biyokimyacı kana, mikrobiyolog idrara, gözcü göze, kardiyolog kalbe gibi… Bu ayrımın sonucunda pratisyen yani ‘uygulayıcı’hekim, akademisyen yani ‘okullu’ hekim kavramları zihinlerde yerini bulmuştur.

Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren koruyucu hekimlik devlet politikası olarak uygulandı. Sosyalizasyonla uygulamaya konulan sağlık ocağı sistemi, dünya da örnek alınan bir sistem haline geldi. Ne yazık ki omurgası sağlam olan, uygulandığında hem ekonomik olarak hemde etkinlik olarak çok iyi sonuçlar veren bu sistem populist politikalara kurban edildi. Sağlık alanında hem çalışana hemde halka özenle yaklaşılıyordu. Kaynaklar uygun kullanılıyordu. Nüfusa göre yapılanma vardı mesale. Bir yere sağlık ocağı açılabilmesi için o yerin lojmanının, aracının, personelinin tamamlanması gerekiyordu. 10000 nüfusun altına sağlık ocağı açılamıyordu. Daha sonra halka şirin gözükmek isteyen siyasiler 1000 nüfusa hatta 500 nüfusa sağlık ocağı açtırdı. Sonucu hepimiz biliyoruz. Doktorsuz, hemşiresiz, ebesiz, binalar oluştu, ve en değerli kaynağımız olan insan gücü planlaması yapılamadı. Yine populizmle az nüfusa hekim verilirken kalabalık yerleşim yerleri hekimsizlikten feryadı figan etti. 2002 yılında sağlık müdür yardımcısı iken yaptığım ilçe gezilerinde uğradığım  sağlık ocaklarının bir kısmında dehşete düşmüştüm. Tüm personeli olan Deregezen sağlık ocağında bir yılda bakılan hasta sayısı 30 dan azdı. Yine Arguvana bağlı Eymir ve Ermişli Sağlık ocaklarında da durum farklı değildi. Erenli beldesinde ki sağlık evi yine hak etmediği halde sağlık ocağına çevrilmişti, ve sağlık evi iken verilen hizmetten daha kaliteli değildi mevcut verilen hizmet. Çünkü lojmanı yok, barınacak yeri yok, personel şehirden gidip geliyor, aracı yok. Sonuç olarak doktor araba bulursa işe geliyor bulamazsa gelemiyordu. Sağlık siyasiler için en güzel malzeme idi ve tüm kaynaklar çarçur edildi Çok verimli ve güzel olan bu sisteme dışarıdan zehir verenler daha sonra bas bas bağırmaya başladılar. Sağlık ocağı kötü doktor kötü iş yapmıyorlar diye. Öyle ki bunu artık halkın kafasına yerleştirmeyi de başarmışlardı.

Benzer durumlar ikinci basamak hekimlikte de yapıldı. Nüfusu 5000 olan ilçelere, il merkezinde dahi bulunmayan niteliklerde hastaneler yapıldı. Daha sonrada zorlama ile personel görevlendirildi. Yoğun bakım ünitesi olmayan, yoğun bakım eğitimi almış personeli olmayan, kan bankası olmayan hastanelere, yıllarını eğitimle geçirmiş, en üst düzey eğitim almış cerrahların atanması ne acıdır. İnsan gücünün tam anlamıyla israfı değil midir? Yerel yöneticiler bölgesinde görmek ister hekimi ama önemli olan sadece görüntüsüdür. Aslında kendisi de bilir ki ilçesinde ameliyat yapmak sıkıntılıdır. İmkanları sınırlıdır hastanenin. Kendisi tedaviyi şehirde yaptırır ama iş yapamasa bile hastanesinde doktorun olması kendisi için prestij meselesidir. Cerrah ameliyat yapmadıkça körelmeye yüz tutar, isyan eder, merkeze tainini alırlar. Bu kezde siyaset bastırır. ‘bu hastane doktorsuz kalamaz’ diye Merkez hastanelerde rotasyon başlar. Artık tüm hekimler belirli bir süreliğine bu keyfiyeti sürdürmek için görevlendirilirler. Büyük hastanede boşluk mu oluştu, önemli değil, oradaki açığı da başka hekimlerle kapatırız nasılsa…

Popülizm hiç bir zaman uzun vadede kazanç sağlamamaktadır. Kısa bir süre şirin görünürsünüz ama sonrasında beklentileri karşılayamazsınız. Çünkü istek ve arzular sınırsızken kaynaklarımız çok kıttır. Kaynaklarınızı hoyratça kullanırsanız tüketirsiniz. Normal işleyişi sağlamakta zorlanır, yeni arayışlara girersiniz. Yani boşalan acil servisinize, biyokimya uzmanı, aile hekimi, fizyolog. Fizik tedavi uzmanlarınızı görevlendirirsiniz. Aslında primer işi acil olmayan insanlara zorla iş yaptırmaya kalkarsınız. Hatalar mı oldu, bu görevlendirmeden, hastalar veya hekimler mi zarar gördü? Kimin umurunda … Zararı gören zararı verenle hesaplaşsın. Ama dikkat edin işi bu duruma getiren hiç kimsecikler kalmıyor ortAlıklarda. Sonunda bu kaynakları da tüketme noktasına geldik. Ama işi bu noktaya getirenlerde yine aynı savurganlık devam ediyor ve yeni arayışlar peşindeler. (Yaklaşık 2 yıldan beri hemşirelere 6 aylık bir eğitimle hekimlik yetkisi verileceği konuşuluyor)

Aile hekimliği sağlıkta dönüşümün omurgasını temsil ediyordu. Yani bu omurga çökerse sistem işlemez hale gelecektir. Yaklaşık 4 yıl kadar acil hekimliği yaptım ve 2010 yılı ortalarından beri de aile hekimi olarak çalışıyorum. Malatya da ki en iyi imkanlarda hizmet üreten aile hekimlerinden olduğumu iddia edebilirim. Mobilim yok, merkezdeyim, bölgemde ki doğurganlık nispeten daha az, sosyoekonomik düzey il ortalamasının üzerindedir. Göreve başladığımızdan beri neredeyse yılda 3-4 kez işleyişimizde değişiklikler yapıldı. Koca koca bakanlar, müsteşarlar, genel müdürler ve müdürler, ‘bu konuda rahat olun bu konuşulanların olma ihtimali yok dediği ‘ her şeyi zaman kaybetmeden uyguladılar. Bugün aile hekiminden yapılmasını istedikleri şeyler hem aile hekiminin boyunu aşmakta hemde verdiği hizmetin kalitesini çok ciddi bir şekilde aşağılara çekmektedir. Bizler biliyoruz ki çok geçmeden aile hekimliği sisteminin de kötü olduğunu, iş üretilmediğini, reçete yazma merkezleri haline geldiğini, dolayısıyla sisteme ve ekonomiye kangren olan bu yapının ortadan kaldırılması gerektiğini söyleyecekler. Devlete ait olan hastanelerinde verimsiz olduğu, memnuniyetin olmadığı, onlarında özelleştirilerek daha farklı bir yapıya bürünmeleri gerektiği dillendirilecek.

Biz aile hekimleri soldurulmaya başlanılan birinci basamak hizmetlerinin hor kullanımını önlemek için elimizden gelenleri yapmaya söz verdik. Amacımız iyi hekimlik uygulamalarını devam ettirmek. Bunun için gerek dernekler, gerek federasyonumuz, gerekse de tabip odalarında gereken direnişleri yapacağız. Amacımız hiç bir zaman işten kaçmak olmadı, olamazda. Ama mesleğimize saygıyı azaltacak her uygulamanın karşısında duracağız.