Hoşgeldiniz|Pazar, Aralık 17, 2017
Buradasınız: Home » Dr. Ali Yalçın » Kerem Gibidir!

Kerem Gibidir! 

“Kerem Gibidir!”

             Kimi anekdotlar vardır ki hatırlanınca tebessüme sebeptir. “Kerem Gibidir” de bunlardan birisi.

            Sene 1995. Tayinim Malatya Devlet Hastanesi’ne çıkmış, hastanede kimseyi tanımıyorum. Bir dostum, “Hastanede Metin Ökten var,   onunla tanış iyi insandır” dediği için, müdür yardımcısı Metin Ökten’i arıyorum. Tarif ettiler. Uzaktan gördüm: Hastanenin tek pelerin giyerek gezen personeli! Pelerin giymek , tıp fakültesinde öğrenci iken,  üniversite hocalarının giyme lüksüne sahip oldukları bir elbise olarak hafızamda… Hocaların omuzlarında bir asalet timsali! Genelde siyah renkli olan bu giysi, omuza şöyle iliştirilir ve hocaların yürüyüşüne bir farklılık, bir farkındalık katardı!

              Metin  Ökten’de de aynı asalet. Denilebilir ki daha fazlası!  Selam verdim. Almadı. Belli ki görmedi! O asil yürüyüş ve duruşla beni görmeyişine, o an için,  akli ve mantıki yorumlar yaptım… Sonraki günler birkaç kez daha şansımı denedim, sonuç değişmedi. Tanımadığı kimselerin selamını almayışı belki de bir ilke meselesi! Saygı duydum.

            Metin Ökten “Tasdik Odası”nda çalışıyor.  Evraklara kaşe,mühür,aslı gibidir yapıyor yani…

            Bir gün başında dikelip işini yapışını  izledim. Evrakları elden alışı, masada düzene koyuşu, mührü veya kaşeyi nereye vuracağını önceden tespit edişi, mührü hohlayıp vuruşu… her şeyde bir asalet var ve bu asalet onun şahsıyla da alakalı. Demek ki kişinin bulunduğu makama şekil vermesi böyle bir şey!  Sonra “işi bitmiş” kağıdı sahibine uzatışı… Gerçekten kağıt asalet kazanmış ve öyle tek ele değil çift elle tutulmuş vaziyette uzatılıyor! Uzatılan kağıdı tek elle alan evrak sahibi nasıl da sıradan kalıyor?

            Nasıl olduysa bir reçete kağıdına şöyle bir not yazdım: Metin Bey; ben doktor Ali Yalçın , … selamı var! Yazdığım reçete kağıdını önüne koydum. Başını kaldırıp bakmasa da, kağıdım aynı muameleden geçti ve yine çift elle bana uzatıldı! Kısa süre şaşkınlık yaşadım tabii. Devletteki görevini  büyük bir ciddiyetle yapan bu zatı muhterem yazdıklarımı okumamıştı! Yaptığı işi biraz  daha izledim… Hiçbir evrakı okumuyor, hiçbir ayrıntıya bakmıyordu! Aklıma gelen muzipliği pratize etmeye karar verdim. Doğruca Beydağı Matbaası’na gittim. Tahta saplı bir kaşe yaptırdım: Kerem Gibidir. Hastaneye geldim ve Metin Ökten!in masasındaki “Aslı Gibidir”  kaşesiyle yer değiştirdim. Artık  evraklarda “Kerem Gibidir” kaşesi. Devletin değişik kurumlarını alakadar eden yüzlerce evrak, “Kerem Gibidir” ile süslenmiş olarak her tarafa dağılıyordu. Metin Ökten nasılda ciddi! Nasıl da şevkli!

            Böylece on beş gün geçti. Bekliyorum ki bir yerden bir çatırdı duyulsun! Bir yerlerden bir uyarı gelsin: Bu ne rezalet!

            Büyük bir sorun çıksın, ilgililer hakkında bir sürü kanuni süreç başlatılsın!

            Hiçbir şey olmadı! Görevini büyük bir ciddiyetle devlet memurları, amirleri bir şey demediler!

            Büyük bir hayal kırıklığı yaşayarak yine kaşeleri değiştirdim.  Ha “Aslı Gibidir “ , ha “Kerem Gibidir” ne fark eder.

            Metin Ökten’le tanıştım elbet. Dünya umurunda değil. Öyle fazla dostu da yok. Dedikoduyla, onla bunla işi yok. Sadece işini yapıyor! Günler sonra yaptığım muzipliği kendisine söylediğimde sadece tebessüm etti, o kadar. Ben yine de hakkını helal etmesini söyledim. “Doktorum olur böyle şeyler! Canını sıkma!” demekle yetindi.

            Yıllar geçti. Hastanemizin asilzadesi Metin Ökten ağır bir hastalığa yakalandı. Emekli oldu. Ziyaretine gittim. Beklediği gibi fazla yaşamadı. Allah rahmet etsin.

            Dedim ya kimi anekdotlar vardır ki hatırlanınca tebessüme sebeptir. “Kerem Gibidir” de bunlardan birisi.