Hoşgeldiniz|Pazar, Ekim 22, 2017
Buradasınız: Home » Basın Odamız » BAŞKANIN 14 MART TIP BAYRAMI KONUŞMASI

BAŞKANIN 14 MART TIP BAYRAMI KONUŞMASI 

Sayın …

Sayın …

Saygıdeğer Meslektaşlarım,

Değerli Doktor Adayları,

Hanımefendiler, Beyefendiler,

Tıp Bayramı, her yılın 14 Mart günü kutlanan, Türkiye‘de tıp alanındaki gelişmeler ile çalışanların ve sağlık sisteminin sorunlarının tartışıldığı, sağlığa ve bilime katkılarının ödüllendirildiği bir anma ve kutlama günüdür.

14 Mart 1827‘de, II. Mahmut döneminde, Hekimbaşı Mustafa Behçet’in önerisiyle ilk tıp fakültesinin, “Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire” adıyla kurulması, Türkiye’de modern tıp eğitiminin başladığı gün olarak kabul edilir. İlk kutlama, 1919 yılının 14 Mart‘ında işgal altındaki İstanbul‘da İstanbul üniversitesi Tıp Fakültesinde gerçekleşmiştir. O gün, tıp okulu öğrencilerinin organizasyonu ile sağlık çalışanları işgali protesto için toplanmıştı. 14 Mart Tıp mesleği mensuplarının yurt savunma hareketi olarak başlamış ve onlara tıp hocaları, Fakülte yönetimi ve devrin ünlü doktorları da destek vermişti. Bu gelenek devam etmektedir. Bu yıl Çanakkale zaferinin 100. Yılı münasebetiyle 14 Mart Tıp Bayramının ilk kutlanmasını hatırlamamız ayrı anlam taşımaktadır.

Hekimlerin ve sağlık çalışanlarının hedefi ülkemizi sağlık alanında daha ileri bir seviyeye taşımak, insanımıza hak ettiği sağlık hizmetini en etkin, en ileri ve en hızlı şekilde sunmaktır. Bu vazifeyi hakkıyla yerine getiren değerli hekimlerimize ve sağlık çalışanlarımıza şükranlarımı ve takdirlerimi sunuyorum.

Bugün ülkemizin sağlık alanında yakaladığı gelişme ve uluslararası başarılar gurur vericidir. Altyapıda ve hizmette önemli gelişme kaydedilmiştir. Başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ederim. Hiç şüphesiz ki elde edilen başarıda, hekim ve sağlık çalışanlarımızın çok önemli katkısı vardır.

Sağlık sisteminin bel kemiği beşeri sermayedir. Sağlıkta ülkemiz çok güçlü beşeri sermayeye sahiptir. Dünyanın en iyi cerrahlarına, en iyi dahili doktorlarına sahibiz. Doktorlarımızın klinik başarıları her gün göğsümüzü kabartmaktadır. En önemli eksiğimiz sağlıkta kullandığımız yüksek teknojide dışa bağımlılığımızdır, kendimizin yeterli ölçüde ileri teknoloji üretememesidir. Güçlü beşeri sermayemize karşın, ülkemizin süper beyinlerinin hep Tıp Fakültelerine girmesine karşın, sağlık alanında ileri teknoloji üretememiş olmamız, dışa bağımlı olmamız bir paradoks oluşturmaktadır.

Sağlık çalışanlarının lideri, sağlık sisteminin sembolü hekimdir. Tıpı kazanmak zordur, okumak zordur, hekim olarak çalışmak zordur. Özellikle uzman hekimlik uzun ince bir yoldur.

Ülkemizde hekimler farklı basamaklarda çalışmaktadır. Hekimlerin sorunlarından kısaca bahsetmek istiyorum.

Aile hekimi, sağlık sisteminde dönüşüm sonucu birinci basamağı oluşturmuştur. Toplumun en yakınındadır. Koruyucu sağlığın temel taşıdır, günlük poliklinik hastalarının çok önemli kısmını tedavi edebilecek bilgi ve donanıma sahiptir. Nöbet tartışmasıyla değeri ve yaptığı iş gözden kaçmaktadır.

Acil servisler acil hastaların yanında, onlardan kat kat fazla sayıda acil olmayan hastalar tarafından meşgul edilmektedir. İşini hızlı halletmek isteyen hastaların akınına uğramıştır.

  1. basamağı oluşturan Devlet Hastanelerinde çekinik-defansif tıp eğilimi artmaktadır. Performans ve her gün başka bir semt polikliniğine-ilçeye rotasyon, 7 gün 24 saat icap nöbeti söz konudur.

Türkiye’de kamu sağlık hizmetlerinde hekim çalışma sürelerinin üst sınırı belirsizdir.

Özel hastanede, ciro baskısı, iş güvencesi yokluğu, taşeron sistemi, aylarca maaşsız çalışma, molasız, nefes almadan çalışma şartları sık görülen durumdur.

Öğretim üyesinin, asistan ve tıp öğrencilerine verdiği eğitimi performans sistemi negatif etkilemiştir. Öğretim üyelerinin yükseltilmesinde hak ettiği kadrolar Rektörün Dekanın kaprisleri ile engellenebilmektedir.

Hak arama mekanizması insanımızın doğal hakkıdır, olmalıdır. Ama sağlıkta haksız, mesnetsiz, sağlığın doğal seyrinden kaynaklanan süreç ve sonuçlarda gereksiz şikayetler doktorları bezdirmekte, riski yüksek ameliyat ve müdahaleden kaçınmaya itmektedir.

Şiddet kabul edilemez, sağlık çalışanı taciz edilmektedir. Şiddete sıfır tolerans gösterilmelidir.

Mütabbib (tabip olmayan sahte hekim) hekimler medyada topluma yön vermektedir.

Bin yıldan fazla süredir geleneği olan Hekimbaşı-Başhekim müessesesini değiştirerek hastane yöneticisi ve hastayı müşteri görme anlayışından vazgeçmeli, kendi medeniyetimizin öğretileri ile cana dokunan hekimin-hemşirenin şefkatli yaklaşımını, hastaya hizmeti en kutsal vazife gören bir anlayışı sağlamalıyız.

Bu sorunlar elbirliği ile kolayca çözülebilir. Sorunları hekim-toplum işbirliği ile çok çalışarak çözeceğiz.

Ülkemizin yakaladığı gelişme ve ivmeyi sağlık alanında ileriye taşımak, 2023 vizyonunda sağlıkta ülkemizi bilgi ve ileri teknoloji üreterek en güçlü ülkeler arasına sokmak vazifemizdir, boynumuzun borcudur. Nobel Tıp Ödülü adayı hekimler, yeni İbn-i Sinalar yetiştirmek zorundayız.

Bu düşünce ve duygularla; kendilerini hayat kurtarmaya vakfetmiş, hedefleri insanı yaşatmak olan tüm fedakar hekimlerimizi ve sağlık çalışanlarımızı, 14 Mart Tıp Bayramı münasebetiyle tebrik ediyor, geleceğin doktorlarına başarılar diliyor sizleri muhabbetle selamlıyorum.

Prof.Dr.Ahmet KIZILAY

Malatya Tabip Odası Başkanı